28 Ekim 2014 Salı

29 Ekim 19...

Eskiden her 29 Ekim de kağıttan da olsa bir bayrağımız olurdu. Hatta o elimize kıymıkları batan çubuğu üzerine sarılmış halde satılırdı da tersine sarardık bayrak düz dursun diye. Ve hatta iki farklı modelde olurdu; birinde sadece ay ve yıldız, diğerinde ise iki bayrak arasında bir Atatürk portresi... Atatürk ün portresi bulunan her zaman daha hoşuma giderdi, başkalarında görünce gözüm kalırdı, bana diğeri alınınca da bayağı bozulurdum.

İşte böyle dertlerimiz olurdu 90lı yıllarda bizim. Cumhuriyet Bayamları tam coşkuyla kutlanırdı da tek kaygımız elimizdeki bayraklar olurdu. Bir de şiir okumak için kürsüye çıktığımız zaman mikrofon ayarı bozulur ve sesimiz cırtlarsa diye endişe ederdik. 
Biz büyüdük ve endişelerimiz mi büyüdü de bayramları kutlama coşkumuz mu kalmadı? Anlamıyorum...

Oğluşum, hiç kaygılanma. Senin de 29 Ekimlerde kağıttan bayrakların olacak ve sallamaktan çubuğuna yapıştırıldığı yerden yırtılınca üzüleceksin ve biz de sana yenisini mutlaka alacağız. Hem de üzerinde Atatürk portresi olanlardan...


Herkese nice, coşkulu 29 Ekimler dilerim.😄

24 Ekim 2014 Cuma

Başlarken...

Başlamak...
Bir şeylerin yaratıcısı olmak...
Benim için yepyeni bir dönem başlıyor. Bundan tam otuz beş hafta önce rutin denebilecek kadar belli bir yaşam düzeni olan biriydim. Sonra hamile kaldım. 😊 Testler, doktor kontroller, hamilelik fikrine alışma derken 10. haftayı bitirdik ve katlanılamayacakmış gibi hissettiğim yeni bir dönem daha başladı; mide bulantıları! Ne yersem iyi gelir, kimler neler yapmış da geçirmiş bu günlerini şeklinde çözümsüz araştırmalar bebeğimin cinsiyetini öğrenmiş olma güzelliğini bile tadına vara vara yaşamama engel olmuş yani! Bu durum tam da 16. haftanın sonuna kadar son derece rahatsızlık verici ve tüm sosyal hayatını alt üst edici bir şekilde devam etti. Artık karnım belirginleşmeye, tuzu fazla kaçırınca el ve ayaklarım şişmeye ve duygularım karmaşıklaşmaya başlamıştı. Bunların yanında karnımdaki kelebek "Ben burdayım." demeyi öğrenmiş, arada kendini hatırlatıp duruyordu tabi. 👶 İşte şimdi çok keyifle geçireceğim bir döneme girmiştim. Günler günleri, haftalar haftaları, kontroller kontrolleri ve hatta kilolar kiloları kovaladı; sık sık beni uykundan alıkoyan tuvalete gitme ihtiyaçları, vücudumu ortadan enine ikiye bölecek zannettiğim bel ve sırt ağrıları, burun tıkanıklıkları baş gösterdi. Tabi ki de bunlara ek olarak ve hatta belki de en tatlı diyebileceğimiz; bebek için alışverişler, doğum için planlar yapılmaya başlandı.
Ve... Hani en başta da demiştim ya neredeyse rutine dönen yaşantımız, yerini hem benim hem de eşim için her anı heyecanla dolu günlere bıraktı. Bendeki fiziksel ve psikolojik değişiklikler çoğu zaman eşim, bazen de benim için eğlenceli ve komik olmaya bile başladı. 😄 Şu anda da bizi nelerin beklediğine dair bir fikre sahip değilim. Bir kaç tahminden öteye gidemiyorum çevremden duyduklarım ve okuduklarım kadarıyla. İşte bu yorucu, bazen "Öf!" bile dedirten -ki bu çok utanç verici, eğlenceli, heyecanlı olağanüstü durumun son beş haftasına ulaşmış bulunuyorum. Biraz geç mi kaldım bilimiyorum ama, ileri de "Yaşadıklarım ve hissettiklerimi kaleme alsaydım keşke." diye hayıflanacağımı biliyorum. O yüzden hamilelik dönemimi ucundan da olsa yakaladığımı düşünerek bu blogu açtım. Yazacak bir şey bulamam korkum hiç yok, her günü farklı heyecan ve telaşla geçirdiğimden dolayı ama umarım hayalini kurduğum bir blog olur ve okuyuculara olağanüstü bilgiler veremesem de sıkılmadan okuyacakları bir kaç satır yazmış olurum. 
Teşekkürler...